|
|
|
| ANASAYFA |
HABER ARA |
FOTO GALERİ |
ANKETLER |
SİTENE EKLE |
RSS KAYNAĞI
|
|
|
|
|
Dicle Üniversitesinde Neler Oluyor?
13 Haziran 2010'da Radikal 2'de Yayınlanan Yazı
Kategori |
: BASINDAN |
Yorum Sayısı |
: 0 |
Okunma |
: 102 |
Tarih |
: 15 Haziran 2010, 14:37 |
13 Haziran 2010, Pazar RADİKAL 2 Dicle Üniversitesi'nde neler oluyor? Dicle Üniversitesi’nin öğrencileri de, yönetimin baskısından nasibini alıyor. 13/06/2010 Dicle Üniversitesi İzleme Komisyonu: “Bir dönemin yaklaşımı 'Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı' olmayı yeterli kriter olarak görüyorken, yeni dönemde belli cemaatlerle organik ilişki içinde olmak tek kriter haline geldi” DİCLE ÜNİ. İZLEME KOMİSYONU Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz diye güzel bir deyim vardır. Her konuşmasında demokrasi güzellemesi yapmakla demokrat olunamayacağını ifade etmek için de güzel bir deyim. Bugün 12 Eylül icatlarından biri olan ve şimdiye kadarki uygulamaları ile antidemokratik vasfı sabit olan YÖK, “değişim” içindeki ülkemizin değişmeyen kurumlarından biri olarak varlığını hâlâ koruyor. Elbette antidemokratik yapısı ve uygulamalarıyla beraber... Kısaca YÖK: a) Kuruluşundan bu yana güvenlik konseptine göre şekillenmiş ve bu nedenle vatandaşlarının büyük bir kısmını iç düşman olarak gören devletin, bu amaçları yüksek öğrenim kurumlarında gerçekleştirmenin, b) Resmi ideolojinin üretilmesinin ve c) Gerektiğinde bir darbenin aktif bileşenliğini oluşturmak gibi (28 Şubat) işlevlerle şekillenmiş bir kurum.
AKP ve YÖK Böylesi bir geçmişe sahip olan kurumun, demokratikleşmeyi önüne hedef olarak koymuş kesimlerce ya tümüyle değiştirilmesini ya da köklü bir reforma tabi tutulmasını beklemek gerekir. İktidarının ilk dönemlerinde AKP hükümeti ile YÖK arasında sürtüşme ve gerginlikler yaşandı. Seçimlerin yapılacağı 2007’ye gerginliklerle giren Türkiye, e-muhtıra, cumhuriyet mitingleri ve 367 komedisinin ardından 22 Temmuz seçimlerinden gücünü bariz bir biçimde artıran AKP’nin seçim zaferiyle çıktı. Bu özgüvenle Abdullah Gül, cumhurbaşkanı oldu. Yeni cumhurbaşkanının ilk icraatlarından birisi de YÖK başkanlığına kendi siyasi görüşüne yakın biri olan Yusuf Ziya Özcan’ı getirmekti. Elbette sorun burada YÖK başkanlığına kimin getirildiği değil. Sorun 12 Eylül zihniyetinin oluşturduğu bu antidemokratik yapının aynen korunuyor olması. Meğer AKP hükümetinin sorun olarak gördüğü de bu kurumun varlığı değil, hangi ideolojinin denetiminde olmasıyla ilgiliymiş. Dahası görüldüğü kadarıyla bu memleketin bir YÖK sorunu da artık yok! Sahi bir YÖK sorunumuz olduğunu ve bu ülkenin demokratikleşme mücadelelerinden birisinin de bu kurumun hedef alınarak yürütülmesi gerektiğini hatırlayanınız var mı? Dün yüksek öğrenim kurumlarında yaşanan Kemalist tahakkümün yerini bugün başka güçler almışsa, bunun öncelikli nedeni antidemokratik bir yapıya sahip olan YÖK’ün varlığını sürdürmesidir. Üniversitelerde yapılan rektörlük seçimleri, demokrasi gösterisi olmasının dışında başkaca hiçbir anlam taşımıyor. Bu seçimlerde hangi aday kaç oy almış olursa olsun son sözü YÖK ve cumhurbaşkanı söylüyor. Dolayısıyla Dicle Üniversitesi örneğinde olduğu gibi öğretim üyeleri oylarının yüzde 17’sini almış bir aday, rektör olarak seçilebiliyor. Bu durum her şeyden önce öğretim üyelerinin tercihlerine yapılan bir saygısızlıktır ve TBMM’de cumhurbaşkanı olarak Abdullah Gül’ün seçilmesini engellemeye dönük yargı bürokrasisinin yaptıklarından zihniyet olarak bir farkı yoktur. Ağustos 2008’de Dicle Üniversitesi’nde rektörlük seçimleri yapıldı. Bu seçimler sonucunda üçüncü olan ve 22 Temmuz 2007 seçimlerinde AKP’nin Diyarbakır milletvekili adayı olan Ayşe Jale Saraç, YÖK ve cumhurbaşkanının tercihleriyle rektör oldu. Rektörlük seçimleri öncesi demokratik söylem ve vaatlere karşılık eski alışkanlıkların aynen devam ettirildiğine tanık olduk. Tek fark yapılanların daha bir pervasız oluşuydu. Öğretim elemanı alımları bilimsel liyakat ve objektif kriterler baz alınarak değil, tamamen ideolojik ölçütlere göre belirlendi. Bir dönemin yaklaşımı “Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı” olmayı yeterli kriter olarak görüyorken, yeni dönemde belli cemaatlerle organik ilişki içinde olmak tek kriter haline geldi. Bu vesileyle belirtmek gerekirse önceki dönemlerin görece daha insaflı davrandıklarını öne sürebiliriz. Çünkü 80’li ve 90‘lı yıllar boyunca sadece Kemalist görüşlere sahip kimseler değil, çeşitli cemaatlere bağlı, dindar kimliği belirgin pek çok öğretim elemanının da üniversitelerde kadro alabildikleri bir gerçek. Hatta bu iki kesim dışında kalan demokrat kimseler de bir şekilde üniversitelere girebildiler. Ancak A. Jale Saraç döneminden itibaren birkaç cemaat dışında hiçbir kişinin Dicle Üniversitesi’ne öğretim üyesi olarak girebilmesi mümkün değil. Dahası mevcut kadrolarda bulunan ve yeni yönetimle farklı fikirlere sahip öğretim üyelerinin üniversiteden uzaklaştırılmaya çalışılmasıdır. Yaklaşık iki yıllık süreçte 40’tan fazla öğretim üyesi yapılan baskılara dayanamayarak istifa etti. İstifa etmeyenler ya sudan bahanelerle soruşturmalara uğrayarak görevlerinden alınıyor ya hak ettikleri kadrolar verilmiyor ya da doğrudan öğretim üyeliğinden atılıyor. Öğrenciler de baskılardan paylarına düşeni fazlasıyla alıyor. Geçtiğimiz ayın ortalarında 100 civarında öğrenci, rektörlüğün polisle yaptığı işbirliği sonucu gözaltına alındı. Hemen her üniversitede öğrencilerin planladıkları ve farklı kesimlerin iştirak ettiği bahar şenliklerinden bir grup öğrenci dışlandı. Bunu protesto etmek amacıyla oturma eylemi düzenleyen öğrenciler, polis ve özel güvenlik elemanlarınca önce darp edildi, ardından gözaltına alındı. Bugün Türkiye’de, başında bulunanlara büyük bir iktidar gücü sağlayan birçok kurum var. YÖK bu kurumlardan birisi. Sorun birileri için bir AKP milletvekilinin ağzından kaçırdığı gibi kimin kimi fişlediği ya da bu baskıcı kurumlara hangi ideolojik kimliğe sahip insanların gelmesi olarak anlaşılırsa demokratikleşme konusunda pek fazla yol alabilmemiz mümkün görünmüyor. Bu bilinçle biraraya gelen ve Diyarbakır’da örgütlü bulunan sivil toplum kuruluşları olarak yaklaşık bir yıl önce Dicle Üniversitesi İzleme Komisyonunu (DUİK) oluşturduk. Yakın takibe aldığımız üniversitemizde, yaşanan antidemokratik uygulamaları teşhir edeceğimizi ve bu uygulamalar karşısında sessiz kalamayacağımızı ifade ettik. Bu amaçla bir rapor hazırladık ve bu raporu bir basın açıklamasıyla kamuoyuna ve üniversite yönetimine sunduk. Dicle Üniversitesi’ni her şeyden önce kentimizin ve bölgemizin bir değeri olarak görüyoruz. Dolayısıyla bu üniversitenin niteliğini ve üretkenliğini olumsuz etkileyen uygulamalar karşısında sessiz kalmamız mümkün değildir. Benzer uygulamaların başka üniversitelerde de yaşandığını biliyoruz ve bunun başta gelen nedeninin ideolojik amaçlar uğruna üniversiteleri zaptu rapta almaya çalışan YÖK sistemi olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle demokratik mücadelemize tüm demokratların destek olmalarını bekliyoruz.
Yazdırılabilir Sayfa |
Word'e Aktar |
Tavsiye Et
| Yorum Yaz
 |
BASINDAN |
En Çok Okunan Haberler |
 |
|
|
|
|
GALERİ
|
|
.:DÜİK:. Dicle Üniversitesi İzleme Komisyonu İnternet Sitesidir. Sitenin tüm hakları saklıdır.©2009 RSS Kaynağı |
Editör Girişi
|
SİTEMİZDE YAYINLANAN TÜM
YAZILARIN SORUMLULUĞU YAZARINA AİTTİR |
| |
|
|
|
|
Altyapı: MyDesign Haber Sistemi
|