| | ||||||||||||
| ANASAYFA | HABER ARA | FOTO GALERİ | ANKETLER | SİTENE EKLE | RSS KAYNAĞI | ||||||||||||
| ||||||||||||
MENÜHABER ARAEN ÇOK OKUNANLARSON YORUMLANANLAR |
Tekel Mah. Açılım Sk. Ölüm Apt.4C : 2010 Yılı Türkiye!Tekel Mah. Açılım Sk. Ölüm Apt. 4C : 2010 Yılı Türkiye!
“Tekel Mah. Açılım Sk. Ölüm Apt. 4C” : 2010 Yılı Türkiye!
Yukarıda tırnak içindeki bölüm, gasp edilen hakları için günlerdir direnen Tekel işçilerine aittir. 2010 yılının hemen başındayız ve Türkiye’deyiz. Açılım, demokratikleşme, kalkınma, Avrupalılaşma gibi kelimelerin çokça telaffuz edildiği günlerdeyiz. Tüm bunlara rağmen duyarlı yurttaşlarımızın “Demokratik Açılıma Yurttaş Katkısı” başlığıyla imzaya açtığı çağrının hak ettiği yeri bulmadığı da çıplak bir gerçek olarak ortada durmaktadır. Tekel İşçilerinin özetlediği yukarıdaki başlık aslında son olayları gayet güzel açıklamaktadır. Bu arada neredeyse haftada bir darbe planları ortaya çıkmakta, kozmik diye tanımlanan odalara girilmekte, seçilmiş belediye başkanları ve insan hakları kuruluşlarının yöneticilerini içerecek şekilde bini aşkın insanımız tutuklanmaktadır. Yani, doğa ve toplum kurallarına inat çok hızlı ve bildiğimiz şekilde yaşamakta ısrar etmekteyiz. Eğer devleti kutsallaştıran bir zihniyetin egemen olduğu bir ülkede yaşıyorsanız ve yurttaşlarını kul gibi gören bir hükümet tarafından yönetiliyorsanız işiniz hayat boyu çok zor demektir. Ya her şeye boş verip üç maymunu oynayarak uslu vatandaş olacaksınız ya da yaşananları kabullenmeyip sorgulayarak “iç düşman” olacaksanız! Vatanın söz konusu olduğu her durumda sadece teferruat olduğumuz hatırlatılmaktadır. Hatırlamakta güçlük çektiğimizde kafamıza vurulmaktadır. Bu durum, her türlü araçla beyinlerimize kazınmak istenmektedir. Farklı düşündüğünüz ve davrandığınız anda “devletin ve milletin bölünmez bütünlüğü” için açık bir tehditsinizdir artık! Ya dönüş(türül)eceksiniz ya da yok edileceksiniz! Kırmızı çizgilerimizin emri budur! Türk-İş Genel Başkanı, Tekel direnişinin ideolojik olmadığına sadece ekmeğe yönelik olduğuna inanmak istiyor ve direnişe katılanları bu amaç doğrultusunda uyarmış oluyor: Aman ha, sadece ekmek parası için direnin, ideolojik davranmayın! Sonra, çevreyi ve esnafı rahatsız ettiği ileri sürülerek kurulan çadırın kaldırılması isteniyor. Oysa devletin ideolojik aygıtları yıllardır arı gibi çalışıyor! Bu aygıtlar, kutsal sayılanları koruma ve kollama gibi yüce amaçlara hizmet ettiğinden “ideolojik” davranmaları gayet doğal karşılanmaktadır. En küçük hak arama durumu bile ideolojiktir ve hemen halledilmesi gereklidir: Kırmızı çizgilerimizin emri budur! Yaşadıklarımızın tarihsel ve ideolojik geri-planı olarak tek-tipleştirme politikası, bence 1908’den bu yana yürürlüktedir. Bu plan, tüm aşamaları hesaplanarak uygulanmış ve günümüze kadar sürdürülmüştür. “İdeolojik” eylemlerden korkma ve korkutma bu planın parçalarından sadece bir tanesidir. Bu ve benzeri plan ve politikaların güzel Türkiye’mizi ne hale getirdiğinin farkında mıyız? 1. İnsan dokumuz tümüyle harap edilmiştir(tehcirler, katliamlar, sürgünler, köy boşaltmalar, isim değişiklikleri, sistematik işkenceler, eğitim politikası, ders kitapları, üniversiteler ve YÖK vb.), 2. Doğal zenginliklerimiz can çekişmektedir(kirlenen ve kuruyan göller/nehirler, yakılan ormanlar, kaderine terk edilen canlı koruma ve barınma alanları, barajlar ve hidroelektrik santralleri, hiçe sayılan çevreci öneriler vb.), 3. Tarihi ve kültürel değerler yok edilmiştir(baraj suları altında kalan/kalacak tarihsel yerleşimler ve eserler, çalınmasına ve tahrip edilmesine göz yumulan tarihi eserler, çarpıtılan tarihsel ve coğrafik bilgiler vb.), 4. İnanç değerleri/düzlemi alt-üst edilmiştir(Diyanet İşleri Başkanlığı, eğitim politikaları, ders kitapları, üniversiteler ve YÖK, din temsilcilerine ve liderlerine açık saldırılar ve tehditler vb.). Bu liste daha da uzatılabilir: Uğruna onlarca canın kıyıldığı, binlerce dekar ormanın yok edildiği, çeşitli uygarlıklara ait değerlerin ortadan kaldırıldığı bir vatandır söz konusu olan. Bu değerleri yitirdiğimizde bu vatanı da yok etmiş olmayacak mıyız? Teferruat diye addedilenler(Ermeniler, Süryaniler, Aleviler, Kürtler, vb.) bu vatanın içini dolduran ve onu var eden değerler değil midir? Almanya’da Faşizm Yahudi düşmanlığı üzerinden serpildi ve gelişti. Sonra dünyayı yaşam alanı ilan edip ele geçirmeye çalıştı ama yenilgiye uğratıldı. Avrupa’da neo-faşizm, önce yabancı düşmanlığı üzerinden gelişmeye uğraştı. Başarılı olamayınca Müslüman-düşmanlığı gündeme getirildi. Ülkemizde faşizm önce Komünizm sonra da Kürt-düşmanlığı üzerinden beslendi ve gelişti. Nato üyesi olduktan sonra en büyük düşmanımız Sovyet-Rusya idi. Ülke içindeki her muhalif Rus Ajanı idi ve “komünizm, Türk Milletinin en büyük düşmanı” idi. 12 Eylül 1980 Darbesi, “komonistlere” haddini bildirdiği gibi ezdi ve yok etti. Fakat sonra hesapta olmayan gelişmeler oldu: “Devletimizi ve milletimizi bölmek” isteyen “bölücü teröristler” artık baş düşmanımızdı. Ne pahasına olursa olsun bu “bölücü vatan hainlerinin” mutlaka yok edilmesi gerekiyordu: Yok edilmeye çalışılan “bölücü Kürtler”in sayısı katlanarak artmakta, onlarca belediyeyi kazanmakta, milletvekili olarak meclise girmekte ve her yere yayılmaktadır. Darbeler ve darbeci zihniyetin geldiği noktayı ve güzelim ülkemizi/vatanımızı getirdiği noktayı göremeyecek kadar kör müyüz? Oysa farklılıklarımızın zenginliğimiz olarak görüldüğü Demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ni inşa etmeye karar verirsek içi boş açılımlarla zaman yitirmek yerine somut adımlarla barışçı ve adil bir ülke yaratabiliriz. Bu ülkede her türlü teferruat vatanın ayrılmaz birer parçası olacaktır. Tekel işçileri(farklı etnik, dinsel, cinsel vb yapıya sahip şekilde), bize akıl ve vicdan sahibi olmayı hatırlattılar ve öğrettiler. Sınıflı toplumda etnik, dinsel, cinsel yapıların değil hangi sınıftan olduğunun önemli olduğunu sergilediler. İşte o çok korkulan “ideolojik” yaklaşım buydu: Sınıf mücadelesi. Tekel İşçilerinin sergilediği bu yalın gerçeği hayata geçirmek için öncelikle sorunlarımızı ortaklaşmamız gerekiyor. Sorunlarını ortaklaşmayı başaran ezilenlerin sınıf mücadelesi, Demokratik Türkiye’nin inşasına giden yolun olmazsa olmaz ilk koşulu ve adımıdır. Prof. Dr. İrfan Açıkgöz 24.01.2010
|
GALERİ |
||||||||||
|
.:DÜİK:. Dicle Üniversitesi İzleme Komisyonu İnternet Sitesidir. Sitenin tüm hakları saklıdır.©2009
Altyapı: MyDesign Haber Sistemi |
||||||||||||