ANASAYFA | HABER ARA | FOTO GALERİ | ANKETLER | SİTENE EKLE | RSS KAYNAĞI                                                                                                
Kadrolaşmaya, Keyfi Uygulamalara, Baskılara Sessiz Kalmayacağız   BİLEŞENLER    MİSAFİR YAZAR  

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

SON YORUMLANANLAR

    ANKARA'DA YÖK KARŞITI MİTİNG...

    ANKARA'DA YÖK KARŞITI MİTİNG...

    Kategori  Kategori : BASINDAN
    Yorumlar  Yorum Sayısı : 0
    Okunma  Okunma : 120
    Tarih  Tarih : 09 Kasım 2009, 23:30

    12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

    ANKARA'DA YÖK KARŞITI MİTİNG...

     YilmazKizilirmak@diyarbekirgrub.com

    Ankara’da YÖK’ün kuruluş yıldönümü, düzenlenen yürüyüş ve mitingle protesto edildi;
    ÖĞRENCİLER AÇ, MEZUNLAR İŞSİZ, İŞTE SİZİN YÖK DÜZENİNİZ.!
     
    12 Eylül darbesinin yarattığı kurumlardan biri olan Yükseköğrenim Kurulu (YÖK), kuruluşunun 28. yılında Ankara’da Öğrenci Gençlik Sendikası GENÇ – Sen öncülüğünde, kurumlar tarafından ortaklaşa gerçekleştirilen yürüyüş ve mitingle protesto edildi.
    7 Kasım Cumartesi günü Ankara dışından otobüslerle gelen gençler, Genel – İş Çankaya Şube ve Dev. Maden – Sen gibi kurumlar başta olmak üzere, Kızılay civarındaki örgütlere geçip kahvaltılarını yapıp dinlendiler. Saat: 12.00’de Ankara Üniversitesi Cebeci kampüsü (Siyasal Bilgiler Fakültesi) önünde toplanan gençler ve dayanışmacılar, en önde, ‘ÖZGÜR BİLİM DEMOKRATİK ÜNİVERSİTE – EĞİTİM SEN’ pankartı, arkasında, ‘ÖV – DER – Tüm Öğrenci Velileri Derneği’, sonra DİSK ve takiben, ‘FERMAN YÖK’ÜN ÜNİVERSİTELER BİZİMDİR – GENÇ – SEN’, ‘BARINAMIYORUZ ULAŞAMIYORUZ OKUYAMIYORUZ YÖK’E KARŞI YÜRÜYORUZ – GENÇ – SEN’ pankartı açıldı. Bunların arkasında ise mitingi düzenleyen diğer ortakların ve dayanışma için gelenlerin pankartları vardı. Saat: 13:00 civarında başlayan yürüyüş; Kurtuluş meydanını takip ederek Özelleştirme İdaresi Başkanlığı önünde kurulan arama noktasından sonra Kolej meydanına ulaştı. Devletin silahlı güçlerinin yol güzergahı üzerinde ciddi bir yığınak yaptığı, havadan da helikopterle denetlediği gözden kaçmadı.
    Ses aracı olmadığı için sloganların düzenli atılamadığı yürüyüş, gençlerin coşkulu bir şekilde başlayıp alana aynı coşkuyla ulaşmasını engelleyemedi.
    Miting mücadelede yitirdiklerimiz için 1 dakika süren saygı duruşuyla başladı ve mitingin ilk konuşmasını Eğitim Sen Genel Başkanı Zübeyde KILIÇ yaptı. KILIÇ, üniversitelerin YÖK’ün tahakkümü altında olduğuna işaret ettiği konuşmasında YÖK’ün işlevini anlatarak –konuşma metninin tamamı aşağıdadır- 12 Eylül darbesinin ürünü YÖK’ü kaldırmanın biricik yolunun mücadeleden geçtiğini belirtti. KILIÇ konuşmasını şu sözlerle sürdürdü, ‘…bizlere düşen görev; devletten, sermayeden ve her türlü iktidar odağından bağımsız olarak özgür bilimi savunmak ve özerk-demokratik üniversite mücadelesini sürdürmektir. YÖK’ün merkezinde yer aldığı gerici ve piyasacı proje, Türkiye üniversitelerini açısından eşit ve özgür bir geleceğe taşıyabilme niteliğinden yoksundur. Bu sürece dur diyerek tersine çevirebilecek olan, tüm üniversite bileşenlerinin ve özerk-demokratik üniversite talebine duyarlı bütün toplumsal kesimlerin ortak ve örgütlü mücadelesidir.  Eğitim ve bilim emekçilerinin yüz yıllık onurlu mücadele geleneğinin mirasçısı olan Eğitim Sen bilimsel, eşit, parasız ve anadilinde eğitim hakkını; kamusal, özerk, demokratik üniversite konusundaki ısrarını ve mücadelesini sürdürecek, bu bayrağı daha da yükseklere taşıyacaktır.’ KILIÇ, 25 Kasım’da yapacakları greve dayanışma çağrısıyla konuşmasını bitirdi.
    Eğitim Sen Genel Başkanı KILIÇ’tan sonra yürüyüş ve mitingi düzenleyen 16 örgüt (Eğitim Sen, Genç – Sen, TÖK, Öv – Der, ÖEP, DİP Girişimi, Umut Kültür Derneği, HFÖD, YDG, DPG, SDH, Ekim Gençliği, YDGM, KY Dev – Genç, Devrimci Gençlik Birliği, Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği) adına ortak açıklamayı ise GENÇ – SEN MYK Üyesi Ayla KARATAŞ yaptı. 
    Yapılan konuşmada, YÖK sistemi teşhir edilerek Anadilde eğitim talebinin önemi vurgulandı. KARATAŞ konuşmasını şu sözlerle sürdürdü, ‘YÖK konuyu bir ulusun anadilde eğitim talebi içeriğinden mümkün oldukça uzaklaştırarak tartışmış, sonunda ise adına yaşayan diller enstitüsü denilen bilimsellikten bütünüyle uzak bir bölümün açılmasını karara bağlamıştır. Ancak hiçbir zaman talep edilen Kürtçe’yi araştırmak için kurulan bir bölüm olmamıştır. Bu bir demokrasi konusu ve istenen çok açık. Matematiğinden, fen bilimlerine, sosyal bilimlere kadar ana dilinde eğitim görmek isteyen herkese bu hak verilmelidir.’
    Yürüyüşün en anlamlı dayanışmacıları ise Eskişehir’de Birleşik Metal – İş’e üye olmalarının ardından işten atılan Renta fabrikasından bir grup işçiydi. Renta Fabrikası işçileri 44 gün süren başarılı bir direnişle patronu pes ettirmiş ve yeniden işlerine dönmüşlerdi. Renta fabrikasının başarılı direnişçileri aramızda denildiğinde alanda, ‘RENTA İŞÇİSİ YALNIZ DEĞİLDİR – RENTA İŞÇİSİ DİRENİŞİN SİMGESİ’ sloganları yükseldi. Kürsüye davet edilen işçilerden birisi kitleye dönük yaptığı kısa konuşmada direnişleri boyunca kendilerini yalnız bırakmayan demokrasi güçlerine teşekkür etti.
    Yürüyüş ve miting süresince, ‘YÖK’E HAYIR - YAŞASIN BİLİMSEL DEMOKRATİK ANADİLDE EĞİTİM MÜCADELEMİZ - PARASIZ EĞİTİM İSTİYORUZ - FERMAN DEVLETİN ÜNİVERSİTELER BİZİMDİR  - YÖK POLİS MEDYA BU ABLUKA DAĞITILACAK - BE ZİMAN JÎYAN NABE – ÖĞRENCİLER AÇ MEZUNLAR İŞSİZ İŞTE SİZİN YÖK DÜZENİNİZ – HARÇLARA DEĞİL MAAŞLARA ZAM – KREDİ DEĞİL BURS İSTİYORUZ – YÖK KALKACAK GENÇ – SEN GELECEK ÜNİVERSİTELER BİZİMLE ÖZGÜRLEŞECEK – MÜŞTERİ DEĞİL ÖGRENCİYİZ – ASLA YALNIZ YÜRÜMEYECEKSİN – GENÇ – SEN HAYKIR YÖK’E HAYIR – DARBECİ REKTÖR İSTEMİYORUZ – YÖK KALKALACAK POLİS GİDECEK ÜNİVERSİTELERDE BİZİMLE ÖZGÜRLEŞECEK – YÖK POLİS SORUŞTURMALAR BU ABLUKA DAĞITILACAK – EŞİT PARASIZ BİLİMSEL ANADİLDE EĞİTİM – BİRLİK MÜCADELE DAYANIŞMA ÖĞRENCİYE SENDİKA – FAŞİZME KARŞI OMUZ OMUZA – FAŞİZM DÖKTÜĞÜ KANDA BOĞACAĞIZ – GENÇ – SEN BÜYÜYOR YÖK’E KARŞI YÜRÜYOR’ sloganları atıldı.
    Viyana’da üniversiteleri işgal ederek özgürleştiren öğrencilerin selamı alanda büyük bir coşkuyla karşılandı.
    ‘Üniversiteler bizimle özgürleşecek’ diyerek yürüyenlerin eylemi, EHP, ÖSH, ESP, SDP, Sosyalist Parti, Devrimci 78’liler Federasyonu, İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi, EED, Ataması Yapılmayan Öğretmenler Platformu ve Antikapitalistler tarafından da desteklendi. 
    Konuşmaların devamında sahneye çıkan Grup Kutup Yıldızı, 12 Eylül düzenine karşı mücadele eden eğitimcileri ve gençleri selamlayarak programına başladı. Ve ilk parçalarını Eskişehir’de mücadelelerini başarıyla sonuçlandıran Renta fabrikası işçilerine armağan etti.
    Grup Kutup Yıldızı’ndan sonra sahneye İstanbul’dan gelen Grup Nena çıktı. Her iki grupta seslendirdiği parçalarla gençleri coşturdu. Alanda halaylar kuruldu, bol bol halay çekildi. Miting saat: 15.05’de son buldu.
     
    Haber ve fotoğrafları sizlerle paylaşmak istiyorum. 7 Kasım 2009
     
    http://picasaweb.google.com.tr/yilmazkizilirmak/ANKARADAYOKKARSITIMITING?feat=directlink
     
     
    Yılmaz Kızılırmak

     

    EĞİTİM SEN GENEL BAŞKANININ YAPTIĞI KONUŞMA:
    Eğitim ve bilim emekçileri, öğrenciler, öğrenci velileri yani üniversitenin aslî bileşenleri, sizleri Eğitim Sen adına saygıyla selamlıyorum. Bizler bugün, üniversitelerin ulusal ve uluslararası sermayenin kılavuzluğunda AKP tarafından gerici ve piyasacı bir proje çerçevesinde YÖK eliyle yeniden şekillendirilmesine karşı yüksek sesle itirazımızı dillendirmek ve birleşik bir mücadele hattını örebilmek adına buradayız.
    Türkiye üniversiteleri, aradan geçen 28 yıla ve demokratikleşme yolunda göreli de olsa atılan onca adıma rağmen hâlâ 12 Eylül askeri darbesinin ürünü olan YÖK^ün tahakkümü altındadır. Darbenin en kalıcı kurumlarından biri olan YÖK, kuruluşundan bugüne üniversiteleri, bir yandan üzerine Atatürkçülük cilası çekilmiş Türk-İslam sentezine dayalı otoriter-militarist bir zihniyet doğrultusunda zapturapt altında tutmaya çalışırken diğer yandan sermayenin ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde dizayn etme çabasında olmuş; yükseköğretimde ticarileşmenin ve özelleştirmenin önünü açmıştır.
    EĞİTİM HAKTIR, SATILAMAZ!
    Bu doğrultuda YÖK, üniversitelerin piyasalaştırılması, ticarileştirilmesi özelleştirilerek şirketleştirilmesi yolunda üzerine düşen görevi, günümüzde Dünya Bankası’nın ve TÜSİAD’ın dayattığı yükseköğretim reformu projeleri, Bologna süreci ve Lizbon Stratejisi çerçevesinde kapsamını genişleterek ve derinleştirerek sürdürmektedir. Bu süreç, üniversiteleri sermayeye hizmet eden kurumlar haline getirirken, bilgiyi ve bilimi metaya, öğrencileri müşteriye dönüştürmektedir. Bu bağlamda zaman zaman egemenler ve onlara yakın çevreler tarafından gündeme getirilen üniversite özerkliği tartışmaları, mali özerklikten öteye gidememektedir. İdari özerkliğin olmadığı ve bilimsel özgürlüğün tesis edilemediği bir ortamda mali özerkliğin anlamı, girişimci üniversite kavramı adı altında kendi kaynaklarını kendisinin yaratması sloganına sığınarak üniversitenin sermayenin emrine sokulması demektir. Bugün üniversitelerde bilim kolektif bir biçimde toplum yararına üretilen ve sunulan bir etkinlik olmaktan çıkmış; özel şirketlerin, ticari kuruluşların gölgesinde yapılır hale gelmiştir. Son olarak YÖK, üniversite danışma kurulları adı altında üniversitelerin mütevelli heyetleri aracılığıyla yönetilmesi projesini hayata geçirmeye çalışmaktadır. Sanayi ve ticaret odası başkanları gibi sermaye kesimi temsilcileri mütevelli heyetlerinde yer alırken, sendikaların, emek örgütlerinin, öğrenci gençliğin ve velilerin öz-örgütlenmelerinin bu yapının dışında bırakılması üniversite yönetimlerinde sermayenin doğrudan ve asıl söz sahibi haline getirilmesi demektir.
    ÜNİVERSİTE BİZİM, BİZ ÜNİVERİSTEYİZ!
    Üniversitelerin neo-liberal ajanda doğrultusunda dönüştürülmesi, üniversite emekçilerinin çalışma koşullarında da ciddi yönde olumsuzluklar meydana getirmiştir. Taşeronlaştırılan birimlerdeki emekçiler, iş güvenliği ve sağlığı açısından oldukça kötü koşullarda düşük ücretlerle çalıştırılmaktadır. Öte yandan bu süreç başta araştırma görevlileri olmak üzere akademik personelin ve idari-teknik personelin iş güvencesini tehdit eder boyutlara ulaşmıştır. İdari-teknik hizmetler kadrolu olmaktan çıkarılarak sözleşmeli personel rejimi kurumsallaştırılmakta, hatta daha ileri gidilerek kadrolu çalışanlar sözleşmeli personele dönüştürülmektedir. Bu uygulamaların yanı sıra YÖK, araştırma görevlileri bakımından 50/d uygulamasını genişleterek iş güvencesini ortadan kaldırma, rekabeti artıracağı gerekçesiyle öğretim üyelerine performansa dayalı ücretlendirme sistemi getirme girişimlerine imza atarak neo-liberal politikaların gereklerini harfiyen yerine getirmektedir.
    GÜVENCELİ İŞ, GÜVENCELİ GELECEK!
    Bugün üniversitede ifade ve örgütlenme özgürlüğü de ciddi bir biçimde ipotek altındadır. Çünkü YÖK’ün merkezinde yer aldığı üniversite sistemi farklı ve muhalif seslere tahammül gösterememektedir. Üniversite bileşenleri üzerinde Demokles’in kılıcı misali sallanan YÖK mevzuatı, egemen politikaları açıktan eleştiren, sorgulayan yahut onlara itiraz eden öğretim elemanı, öğrenci ya da emekçi her kim olursa baskıyla, sürgünle, uzaklaştırma ile üniversitenin dışına itmektedir. Bu durum, siyasal iktidar sahiplerinin ve üniversite yöneticilerinin ağızlarında sakız gibi çiğnedikleri “üniversitede özgürlük”ün sadece ve sadece bir masaldan ibaret kaldığını göstermektedir. “Bundan sonra üniversitede her şey özgür olacak” söylemiyle YÖK Başkanlığına gelen Yusuf Ziya Özcan’ın her fırsatta YÖK’ün otoriter- merkeziyetçi yapısından kendisinin de şikâyetçi olduğunu söyleyip bununla çelişen birçok uygulamaya imza atması söylediklerinin samimiyetsizliğini bütün çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir.
    Daha düne kadar YÖK’e muhalif olduğunu iddia eden ancak Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı olmasından sonra yaptığı atamalarla YÖK’e hâkim olan gerici-muhafazakâr zihniyet, özellikle her ile bir üniversite mantığıyla her türlü alt yapıdan ve nitelikli kadrodan yoksun olarak açılan yeni üniversitelerde büyük bir hızla kadrolaşma gayreti içerisine girmiştir. Aslında bu durum, 12 Eylül döneminde YÖK’ün kurulmasından sonra açılan üniversitelerde yaşananlar ile büyük benzerlik göstermektedir.
    BİZ KALIYORUZ YÖK GİTSİN!
    Bu gidişat karşısında bizlere düşen görev; devletten, sermayeden ve her türlü iktidar odağından bağımsız olarak özgür bilimi savunmak ve özerk-demokratik üniversite mücadelesini sürdürmektir. YÖK’ün merkezinde yer aldığı gerici ve piyasacı proje, Türkiye üniversitelerini açısından eşit ve özgür bir geleceğe taşıyabilme niteliğinden yoksundur. Bu sürece dur diyerek tersine çevirebilecek olan, tüm üniversite bileşenlerinin ve özerk-demokratik üniversite talebine duyarlı bütün toplumsal kesimlerin ortak ve örgütlü mücadelesidir.  Eğitim ve bilim emekçilerinin yüz yıllık onurlu mücadele geleneğinin mirasçısı olan Eğitim Sen bilimsel, eşit, parasız ve anadilinde eğitim hakkını; kamusal, özerk, demokratik üniversite konusundaki ısrarını ve mücadelesini sürdürecek, bu bayrağı daha da yükseklere taşıyacaktır.  7 Kasım 2009
     
    ÜNİVERSİTELER BİZİMİDİR, BİZİMLE ÖZGÜRLEŞECEK!
    TÜM ÜNİVERSİTE BİLEŞENLERİ SAFLARA                                                                                       

    YAŞASIN ÖRGÜTLÜ ÜNİVERSİTE MÜCADELEMİZ!
    Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

    BASINDAN

    En Çok Okunan Haberler

    GALERİ

    ANKET

    Doç. Dr. Ahmet İnan'ın Üniversitedeki Görevine Son Verilmesini Nasıl Değerlendiriyorsunuz






    Tüm Anketler

    .:DÜİK:. Dicle Üniversitesi İzleme Komisyonu İnternet Sitesidir. Sitenin tüm hakları saklıdır.©2009
    RSS Kaynağı | Editör Girişi

    SİTEMİZDE YAYINLANAN TÜM YAZILARIN SORUMLULUĞU YAZARINA AİTTİR

             

    Altyapı: MyDesign Haber Sistemi